Posts Tagged ‘mektup’

Alıcısı belirsiz mektuplar / I

Friday, June 4th, 2004

Sevgili Dostum,

Bugün sana bir seyler yazmak istedim. Birbirimizle yeni tanistik sayilir. Ama seninle yaptigim kisa konusmalar neticesinde bana yakin birisi olarak adlandirdigim için, senin içinde bulundugun su anki yasama dair bir seyler paylasmak istiyorum seninle ve kendimle. Kendi derdimle ugrasirken bir anda seninle tanistim. Ne gariptir ki, seninle hemen hemen ayni seyleri yasamisiz ve destek olabilmek için belki de birbirimize, o süreç içinde karsilastirilmisiz Yüce olan tarafindan.

Geçtigimiz günlerde O malum dost insanin önerdigi bir kitabi getirdi bir baska -artik- dost diyebildigim insan. Bu kitabi o gece bitirdim hemen ve bence algi kapilarinin açilmasinda benim için çok önemli bir rol oynadi. Bu –çok güzel ve içinde fazla dogrular barindirdigi için çok sinir bozucu- kitabin etkisi ve oradan/bu kitaptan aklimda kalanlar ile cümleler kurmaya basladim kendi kendime. Alintilar üzerine hikayeler uydurdum kendi kendime. Sakin bir seyler düsünme, bir seyler kurgulama bunlari okurken. Her cümlenin arkasinda acaba Mirmir bunu mu demek istiyor deme kendine. Sadece oku ve sorulan sorular ile bu sorulara kendimce verebildigim cevaplari öznel degil nesnel olarak algila. Senden dileyebilecegim yegane seyler bunlar.

Bir iliskinin zamana göre sirali gelisimi nasil oluyor? Iliski kurma süreci nasil isleyip de sonuca ulasabiliyor? Nasil aska düsüyorum? Nasil devam ediyor? Nasil da her seyimi O’ na adiyorum? Nasil kendimi tamamen O’ nun olarak görüyorum?

Baslangiçtaki o “atesleyici” etken hiçbir zaman kesin olarak bilinmese de, bir iki teorim var konuyla ilgili. Iliskinin “giris”, “gelisme” ve “sonuç” paragraflari genel hatlari ile “asik olmak”, “iliski kurmak” ve “ayrilmak” olarak adlandirilir. Konuyu açayim kalemimden geldigi kadar…

Giris – Asik Olmak (Soru Sormamak)

Hiç bir psikologun, hiç bir felsefecinin, hiç bir yazar ya da sairin simdiye kadar tanimlamadigi, tanimlamayi birak, özellikle bir tanim getirmekten israrla kaçindigi bir konuda ahkam kesebilecek bir gücüm yok tabi. Nasil baslar? Bilinmez… Neden asik olurum? Bilinmez… Neye asik olmusum? Bilinmez… Kolaya kaçip “bir bilinmezliktir ask” diyerek kestirip atmak lazim belki de. Belki de bunu yapmamak lazim. Dedim ya. Bilinmezlik, asiri uçlarin rastgeldigi için o anda ve sadece o hizla çarpismasi… Kararsizlik iste!

Birdenbire ortaya çiktigi, birdenbire de -geldigi gibi- avuç içinden gittigi disinda elde bir sey var mi? O anda yasamakta olan kisi disinda bunun nasil bir sey oldugunu “yazi”lardan hissedebilecek var mi? Sözcüklerle ifade edebilecek olan var mi? Sorularin cevaplari bile yok ki birak çözümler çikarabilelim bu cevaplardan. Belki de sadece “soru sormamaktir ask” diyerek bilgiçlik yapmak lazim. Ask hakkinda bilgiler neler tüm bu hayatimiz süresince? Sorgusuz kabullenme, etraftan soyutlanma, baska bir boyutta yasarmisçasina günleri geçirme, uyusturucu almisçasina gölgeler arkasindan bakmak etrafa… Her aska düsmüs kisinin bir iki kelime bilgisi ile hakkinda yüzlerce sayfa olumlu seyler yazacagi da asikar. Eee? Bir tanim oldu mu elimizde? Iste elimizde olmayan sey o.

Yani sevgili dostum… Sorma sakin “neden ve nasil asik oldum” diye.Cevap bulamayacagini kabullen sadece. Bu sorularin ve biten iliskin hakkindaki sorularinin her an beyninin içinde dolasmasini ve tekrar tekrar diline gelmesini anliyor ve hak veriyorum. Sadece “simdilik” uzaklasmaya çalis bu sorularindan. Daha sonra çok vaktin var bunlari sormak için…

Devami : Alicisi belirsiz mektuplar / II

Mirmir. 02.Haziran.2004 – 01:28

Alıcısı belirsiz mektuplar / II

Friday, June 4th, 2004

Gelisme – Iliski Kurmak (Düsünmeye baslamak, çatisma)

Ask ile ilgili ilk düsündügün anda ya da daha dogrusu karsindakine asik oldugunu düsündügün ilk anda, isin içine “düsünce” girdigi için artik “iliski” düzlemine adim atmis olursun. Iliskinden kastettigim, karsindakinin de sana asik olmasi, O’ nun da düsünmüs olmasi ve ikinizin de belirli duygu degisimlerini ayni anda yasamaniz. Ikiniz de çok mutlusunuzdur. Tüm dost ve arkadaslariniz sizdeki degisime ve yüzünüze gelen renk ile gözünüze gelen isiltiya gipta ederek bakarlar. Bunlarin hepsini –hem de çok güzel- yasadin.

Dedim ya, soru sormamaktir ask. Sordugun anda saflik hafifçe lekelenip artik “iliski” kurarsin karsindakiyle. Bu yakaya geçis, tehlike sinyali olarak ada algilanabilir ama. Düsünmek; sorular sormayi ve bu sorulara cevaplar bulmayi gerektirir. Umut getirir her soru ve bulunan her cevap. Umutlanmak esas tehlikedir. Bir seyleri mantiga dayamaya çalisirsin. “Mantik” düsüncededir. Ask dedigin ise “ruh”unda. Ayni olguyu hem “mantik” kontrol etmeye çalisir hem de “ruh”. Çatisma çikar iste tam burada. Henüz duygular yeni oldugu için de her çatismayi “ruh” kazanir tabi. Ya da en azindan öyle görünür. Ama “mantik” her çatismada yenilse de, “ruh”a yaptigi saldirilarini sürdürür. Gerilla taktigi ile baskinlar düzenler ona, her yalniz yakaladiginda ya da yalniz oldugunu düsündügünde “ruh”u. Her mantiksal düsünce, tek olan duyguya karsi birlik olur, topluca saldirir en güçsüz gördügü anda. Ruh sadece o anda, hersey yeniyken, tazeyken, çok güçlü oldugu için sanilanin aksine, hepsini savusturup, her seferinde gözdeki isiltiyi arttirir. “Ey ask… Herseyi güzel yapan!” Bunu hatirliyorsun degil mi? Murathan Mungan! O “ask”a sanat derdi. Demisti… Yani, belki…

Nerede kalmistik sevgili dostum? Evet iliski… Artik mantik tarafinin saldirilari altinda askini yasamaya çalisan iki kisisiniz. Iki ayri kisiyken tek olmustunuz. Hersey çok güzel gidiyor. Önünüzdeki yillara dair planlar yapiyorsunuz.. Evler, arabalar, çocuklar, aile yasantisi, sevismeler, bir sonraki hafta sonu kaçamak yapip da gidilecek ufak tatiller… Hersey gelecekte çok iyi olacak, hep böyle devam edece. Ne oldu? Planlar… Programlar… Ümit… Umut… Ne demisti Peter Lauster? “Askta ümit olmamali. Ümit ile ask yasanmaz…”

Iliski, ask hayatindaki en uzun geçen dönem olarak geliyor degil mi? Süre olarak öyle geliyor olabilir kendi kendini sorguladiginda? Istemsiz olarak ‘kendini sorguladiginda’ demedim. Sen, su anda, yasanmis ve kötü bir terkedilme ile yalniz birakilma sürecini(iliskini) degil, kendini sorguluyorsun esasinda. O anlarda kendini kör olarak görüp de sonrasinda hemen su rahatlatici laf geliyor aklina degil mi? “Askin gözü kördür”. Bir dahakine kendi aklina sunu getir, sorgula kendini gene: “Askin mi gözü kördür, yoksa O’ na birer göz verdikten yani O’ nu kisilestirdikten sonra, o gözleri yerlerinden çikartan biz insanlar miyiz?” Konuyu gene dagittim. Geri dönmeye çalisayim. Bugünden belki bir gün, belki de on yil sonra bu geçirdigin günleri düsündügünde göreceksin ki, ne kadar “yil” boyunca sürmüs olursa olsun “iliski dönemi”, anlayacaksin ki, “sonuç” yani konudaki “ayrilik” dönemin çok daha uzun sürmüs olacak. Çünkü bir gün ya da on yil sonraki seni yaratabilme ya da yok edebilme gücü iliskinde (daha dogrusu artik bitmis olan iliskinde) degil, ayrilabilme ve sonucu yasayabilme sürecindeki yasadiklarinda vardir. Yani “tek” olan “bu” andir. Senin, yani güzel dostumun içinde bulundugu süreç, ileride bir noktaya ulasabilmeni saglayacak olan zamandir. Bu güç sadece “bitis”te, “ayrilik”ta, “terkedilme”de vardir.

Farkettigin gibi “iliskinin kronolojik siralamasi” edebiyat kompozisyonlari gibi görünse de, “gelisme” bölümü, “sonuç” bölümünden daha kisadir. Belki de tek farklari budur…

Öncesi : Alicisi belirsiz mektuplar / I
Devami : Alicisi belirsiz mektuplar / III

Mirmir. 02.Haziran.2004 – 03:12

Alıcısı belirsiz mektuplar / III

Friday, June 4th, 2004

Sonuç – Ayrilik (Ölüm? Yeniden Dogus? Karar!)

Iste seninle esas paylasmak istedigim süreç tam burasi. Bundan sonraki tüm yasantini etkileme gücündeki tek sey. Bu ayrilik sürecinde, kendini bir kere daha yeni ve farkli bir sekilde taniyabilip, kendinin gene farkina varabilip, yalniz da olabileceginin ve devam edebileceginin dogrulugunu görebildigin sürece, ileride daha mutlu olabilecegin varsayiminda bulunabilirim. Fazla mi iddiali geldi? Evet, olsun!

Ikimiz de biliyoruz “sonuç” dedigimiz bu son noktanin nasil da yakici oldugunu. Terkedilmenin nasil da aci verebilip, aci çektirebilip(ki gerçek aci nedir?) saçmalattigini. Sen su anda yasadigin için, ben de bir zamanlar yasadigim ve hala hatirladigim için biliyorum. Evet, üzgünüm ama kolay falan olmayacak bu zamanlar. O kadar düsüncesizce hareket edeceksin ki, ölmeyi bile düsünecek ve isteyeceksin. ‘Aman’ diyeyim. Ölmeyi istemek sana ya da bana göre, senin ya da benim gibi insanlarin istegi olamaz. Ölüm çok güzel bir yeni baslangiç olacak olsa bile, küçük insanlarin istegidir. Ölümü isteyebilecek kadar dayaniksiz insanlarin zaten burada yeri yoktur(çok iddiali bir ‘dogal seleksiyon’ hipotezi bu, degil mi?). Onlar yalancidir. Onlar, tipki senin ya da benim gibi hazirliksiz yakalandiklari, duygu durumlarin yikiciligini kaldiramamislardir. Ölümü düsünmüs ve özellikle uygulama asamasinda israrci olmus bu insanlardan, simdiye kadar hep yaptigimiz gibi uzak dur “bir” olan dostum. Onlara yardimci olmayi tercih edeceksin, biliyorum ve taniyorum seni. Ol tabi ki. Ama asla israrci olma onlara, engelleme onlari. Bu, onlarin yasantilari ya da ölümleri. Birak, onlar yasasinlar bunu, ya da birak onlar ölsünler…

Konuyu gene çok dagittim degil mi? Dur bir soluklanip geri dönelim. Sonuç dedigimiz o evrede aci çekecegimizden ve bu acimizi hiç bir sekilde sogutamayacagimizdan/soguramayacagimizdan bahsediyordum en son sanirim. Garip. Aciyi sogutmak/sogurmak gibi bir laf ettim bak simdi de. Aci dedigim sey beynimde “sicak olan” olarak kalmis demek ki sogutmak isterken. Ya da aciyi disarida bir sey olarak görüp, içimizde yok etmek anlaminda “sogurmak” dedim. Hangisini kabul edersen artik. Neyse diyelim artik sevdigimiz için bu kelimeyi. Konumuza dönelim. Sen, terkedildin. Sen, terk edildin. Evet, O’ nu nasil da çok seviyor oldugunu, hiç bir ümidinin kalmadigini, hayat denilen o büyük dönme dolabin yerlere düsüp de senin kollarini ve bacaklarini ezdigini biliyorum. Ama –narsisizm etkisi bu belki de- ben bunlarin üzerine bir sey daha düsünebiliyorum. Normal bir aninda olsan, senin de çok kolay bir sekilde akil edebilecegin bir sey bu da. Ben biliyorum ki, “zaman geçiyor”. “Ne yazik ki” geçiyor. Ya da “Iyi ki” geçiyor. Bu geçen zaman bizim yaralarimizi saracak. Ayaga kalkip da bir gün, bu hastahaneden çikacagiz. Önemli olan tek sey, içimizde bu hastahanedeki ameliyattan bir seyler kalip kalmadigi. Evet, baska bir zaman, baska bir hastalik yüzünden gene ‘acilar hastahanesi’ne yatacagiz. Olsun varsin. En azindan artik doktorlari taniyoruz. Daha kolay geçecek bir hastalik süreci ya da daha zahmetsiz bir ameliyat garantisi degil tabi bu dedigim. Belki daha zor geçecek bir hastalik yüzünden gelecegiz ve yatacagiz buraya. Bilinçsiz olacagiz, bitkisel hayata girecegiz, komada olacagiz ya da… Ne yapalim ki? Dedigim gibi. Olacak bunlar bir defa daha. En azindan doktorlar ve o esmer hemsire artik aklimizda. Taniniyoruz iste bu mekanda…

Git bir yerlere, klavyeni firlat yere, hiçkirarak agla, bardagini kir balkonda, küfret istersen pencereden disariya, duvarlara yumruk at, pet siseleri ve çinar yapraklarini boya siyaha, içki siselerinde de bir seyler ara. `Sey` diyorum sadece. Artik adi yok aradiginin da, biliyorsun. Ne O, eski O; ne de sen eski sensin bundan sonra.

NOT: Bu ‘özel‘ mektup dizisi(toplam üç tanedir sevgili okuyucu, okumus musun ki onlari?(Oruç Aruoba!), ayni günlerde ayni seyleri yasadigim sevgili bir dost ve kendi içimdeki `benlik` için yazilmistir. Ne yazik iste bunlari okuyup da bir anlamlar çikartmaya çalisanlara, ne yazik çikarimlari ile kendi kafasindaki görüntülere esir düsenlere. Dayanak gördükleri `eskiler`i onlara yardimci olabilsinler… Amen!

Öncesi : Alicisi belirsiz mektuplar / II

Mirmir. 02.Haziran.2004 – 04:47