Author Archive

Sd. Kfz. 184 / Elefant – Tekerlekler ve Zimmerit

Sunday, November 1st, 2009

Bir önceki yazıda, yapmakta olduğum Dragon modelinin palet dizimlerinden bahsetmiştim. Bu yazıda da, hem tekerleklerlerin kasaya bağlanmasından, hem de modele zimmerit uygulama yöntemimden bahsedeceğim. Bu işi oldukça amatör bir şekilde yaptığımdan dolayı, zimmeriti uygulama yöntemin doğru olduğunu savunamıyorum. Zaten resimlerden de göreceğiniz gibi, çok da düzgün olmuyor sanırım. Neyse. Tankın kasasına tekerlekleri tutturmak için gerekli olan kısımlar altı adet ve her birisi 4 parçadan oluşuyor.  Tekerlekler de 12 adet ve her birisi iki ayrı parçadan oluşmakta.  Bunların her birisini model uygulama kitabındaki tariflere göre oluşturdum.

Tekerlekleri kasaya bağlayan kısım

Resim 1 – Kasa / tekerlek bağlantısı

Tekerlekler

Resim 2 – Tekerlekler

Model el kitabı ve kasa ile tekerlek bağlantıları

Resim 3 – Model el kitabındaki görünüm

 Resim 4 - Kasa üzerindeki yerleşim

Resim 4 – Kasa üzerindeki yerleşim

Daha sonra ilk zimmerit kaplama deneyimimi yaşadım. Zimmerit, Alman tanklarını, çelik zırha yapışan manyetik mayınlardan/bombalardan korumak için zırhın üstüne kapladıkları bir madde. Bu madde sayesinde zırha bu tür manyetik bombalar yapışamıyor ve ekstra bir koruma sağlanıyormuş. Ancak bir yangın anında ateşin hızlı yayılmasına yol açtığı iddiası ile Eylül 1944 yılından sonra kullanımına son verilmiş. Zimmerit hakkında daha fazla bilgi için PanzerWorld.net sitesindeki ilgili konuyu inceleyebilirsiniz. Internet üzerindeki kaynakları ve örnekleri inceledim ve el kitabındaki referansa uygun olarak tankın ön yüzünün alt kısmındaki yere Humbrol marka “Model Filler” sıktım. Bu madde genelde modellerde yanlışlıkla delinen/kesilen yerlerin tamiratı ya da model üzerinde bilinçli olarak yapılmak istenilen değişiklikler  için kullanılıyor. Oldukça hızlı bir şekilde plastik üzerine yapışıyor ve donuyor. Donduktan sonra kazıması da oldukça zahmetli. İstenilmeyen bir sonuçta, maket bıçakları ile kesmeler yapıp zımpara ile düzleştirmek gerekiyor. Donmayı geciktirmek için su ile hafif nemlendirmek işe yarayabiliyor. Bunu geç farkettim ama en azından bende işe yaradı. Model dolgusunu diş macunu gibi yüzeye sıktıktan sonra(Resim 5) bir maket bıçağı ucunu spatula gibi kullanarak yüzeye ince bir tabaka halinde yaydım. Yine maket bıçağı ile zimmerit desenini oluşturmaya çalıştım. Sonuç pek hoşuma gitmese de(oldukça bozuk bir görüntü oluştu) bu şekilde bırakmaya karar verdim. En azından bu bozuk görüntüyü ileride bir şekilde değerlendirebilirim. Zimmerit uygulama resimleri de şu şekilde:

Humbrol Model Filler

Resim 5 – Humbrol Model Filler

Resim 6 - Zimmerit şekillendirme

Reim 6 – Zimmerit şekillendirme

Ön yüzden sonra, tekerlekleri ve tankın kasasını boyadım. Boyama  işi ile ilgili yaptıklarımı bir sonraki yazıda anlatmaya çalışacağım çünkü daha önce de bahsettiğim gibi bu işi oldukça amatör şekilde yaptığımdan dolayı “AirBrush” kullanmıyor ve sadece suluboya fırçası ile boya yapıyorum. bu konuda anlatacaklarım uzun olabilir. Kasadaki boya kuruduktan sonra tankın sağ ve sol cephelerindeki zimmerit kaplama işine başladım. Bu sefer daha kolay şekil verme amacıyla maket bıçağının metal sapını ıslattım ve model dolgusunu yüzeye daha temiz yaymak için bunu bir oklava gibi kullandım. Bu şekilde amaçladığım gibi çok daha düzgün bir yüzey elde edebildim. Yapım örnekleri de şu şekilde:

Zimmerit

Resim 7 – Zimmerit

Zimmerit - Yayma

Resim 8 – Zimmerit yüzeye yayma

Zimmerit şekillendirme

Resim 9 – Zimmerit şekillendirme

Zimmerit sonuç

Resim 10 – Zimmerit sonuç

Bir sonraki yazıda, kasanın ve tekerleklerin boyanmasından bahsedeceğim.

Sd. Kfz. 184 / Elefant – Paletler

Saturday, October 31st, 2009

Uzun zamandır elimde olan kod adıyla Sd. Kfz. 184 Elefant ya da diğer adıyla Panzerjäger Tiger (P) Elefant tankının 1/35 ölçekli modeline başladım iki hafta kadar önce. Dragon firmasının ürettiği ve 489 parçadan oluşan modeli umarım bir önceki modelimden daha hızlı bitirebilirim(o yaklaşık olarak 1.5 yıl sürmüştü üşengeçliğimden dolayı).

Tank ilk olarak Mart 1943 yılında Ferdinand adıyla çıkış yapmış. Tiger I kasası üzerindeki modifiyeler ile oluşturulmuş. 6 kişilik mürettabatı, 88 mm. topu ve 65 tonluk bir ağırlığa sahip tankın ön zırhının kalınlığı yaklaşık 20cm kadarmış. Zimmerit eklentisi ile tankın ağırlığı 70 tona kadar çıkıyormuş. Yoğun olarak Kursk Muharebesi‘nde kullanılmış(ki o an görevde olan 91 tankın 89 adeti bu savaşta görev almış). Çoğu tank bu savaşta mekanik arızalar ya da mayın hasarları yüzünden kullanılmaz duruma gelince de kalan sağlar tekrar elden geçirilip Elefant ismini almış. Günümüzde bu tanklardan sadece ikisi ayakta. Birisi Kursk Muharebesi sonrası Sovyetler tarafından ele geçirilen ve şu anda Moskova yakınlarındaki Kubinka Tank Müzesi’nde olan ve diğeri de Anzio’da Amerikan güçleri tarafından ele geçirilen ve U.S.Army Ordnance Müzesi’nde sergilenen.

Tankın tarihi ve özellikleri özetle bu şekilde. Ben de kutunun üzerindeki gibi, modele zimmerit uygulamayı seçtim. İlerleyen yazılarda bunun uygulamasından da bahsedip, fotoğraflarını koyacağım. Modelin paletleri ayrı parçalardan oluşuyordu ve yaklaşık olarak 240 ayrı dilimi bir araya getirmem gerekiyordu. En çok uğraş verecek yerin bu olduğunu düşünerek işe paletleri oluşturmaktan başladım. Öncelikle her bir palet baklasını(track link olarak geçiyor ama Türkçe olarak ne söyleyeceğimi bilemedim) tablasından maket bıçağı ile çıkardım. Daha sonra bu kesme/ayırma işleminden dolayı parça üzerinde kalan çapakları ince zımpara ile temizledim. Birbirini takip eden parçaları yanyana getirip bir dişi bir erkek palet baklası olarak birbirine yapıştırdım.

Palet dilimleri - 1

Kutudan çıkan palet dilimlerinin kesilmesi.

Palet dilimleri zımparalama

Kesilen palet parçalarının çapaklarından temizlenmesi.

Palet dilimleri - 2

Birleştirme ve ölçümler.

Palet dilimleri - 3

 Birleştirme / yapıştırma ve ölçümler.

Oldukça hamallık gibi görünen bir işti ancak dikkat gerektirdiği için çok zevkli geldi. Modelin yapım kılavuzuna göre tankın paletinin yere  değen kısmında 19 erkek ve 19 dişi palet baklası olduğu yazılıydı. Her iki tekerlek tarafı için de öncelikle bu düz yerleri yapıştırdım ve tankın tekerleklerinin takılı olduğu parçalar ile tekerleklerin yapılması işine başladım. Tankın kasasına tekerlekleri de yerleştirdikten sonra paletin yapımına devam edeceğim. Tekerlekler ile tekerleklerin kasa üzerinde durmasını sağlayan parçaların yapımının fotoğrafları ile anlatımını da yarınki yazıya bırakıyorum.

MuffinMaker v2.0b

Monday, October 12th, 2009

Bir önceki yazıda indirilebilir bağlantısını verdiğim MuffinMaker uygulamasının 2. sürümünü derledim biraz önce. Yaptığım değişiklikler şu şekilde:

a. Numara girilmesi gereken yerlerdeki karakter kontrolleri.
b. Hedef dizindeki dosya isimlendirmelerinin Adobe Photoshop / Batch işlemlerindeki gibi olması
c. Resim optimizasyonunun biraz daha elle tutulur hale getirilmesi.

MuffinMaker V2

MuffinMaker V2

Fazla değil ama, şimdilik idare edile… Uygulamayı şuradan indirebilirsiniz:

http://mirmirik.com/Download/MuffinmakerV2.rar

MuffinMaker v1.0b

Monday, September 21st, 2009

FriendFeed, Facebook gibi sosyal ağlarda fotoğraf yüklemeleri öncesi uğraşlar, oldukça zamanımı alıyordu. Müge’ nin veya benim sitelerimize fotoğraf atma işi de aynı şekilde Photoshop’da can sıkıcı işler yapmak ile geçiyordu. PhotoShop’da fotoğraflara logo eklemek, boyutunu küçültmek vb. işleri yapan action’lar ile uğraşmak yerine dün gece bir program yazmaya karar verdim ve ortaya MuffinMaker çıktı. İki yıl kadar önce sevgili dost Peri  için buna benzer bir şey yazmıştım. Ona bir iki özellik daha ekleyip hem kendimize hem de kullanmak isteyenlere yararlı olmak istedim. Program, kaynak olarak verdiğiniz dizinde bulunan tüm JPG ya da GIF dosyaları (seçime bağlı) okuyor. Her dosyayı sizin belirlediğiniz şekilde küçültüp büyütüyor. Aynı anda eğer belirtilmişse her resme transparent olarak WaterMark(logo vb.) bir resim ekliyor.  Küçültme işlemini ister yüzde vererek (tüm kaynak dosyaları %20′ sine küçült gibi), ister yükseklik ya da genişlik vererek(tüm dosyaların genişliği 400px olsun gibi) yapabiliyorsunuz. Dilerseniz yüksekli ve genişlik oranını sabit tutarak da küçültme işlemlerini yap diyebiliyorsunuz.

Örnek üzerinde gideyim biraz daha anlaşılabilir olur sanırım. Diyelim ki sizin elinizde 3872px genişliğinde ve 2592px yüksekliğinde resimleriniz var ve bunların boyutunu küçültüp web’ e atacaksınız. Bu resimlere aynı zamanda bir de sitenizin logosunu eklemek istiyorsunuz(Bu boyutlar NikonD60 – large resim boyutu). Yapmanız gerekenler şunlar.

1. Tüm resimleri bir dizin altına toplamalısınız. “Kaynak Dizin” olarak burayı kullanacaksınız. Yazının ilerleyen yerlerindeki örnek ekran görüntülerinde ben “D:\Personal\Photos\D60\TEST_Picasso” dizinini verdim Kaynak Dizin olarak.

2. Buradaki resimlerin işlendikten sonra kaydedileceği bir dizin açmanız da yararlı olur düzen ve kolaylık açısından. Ben “Hedef Dizin” değeri olarak “D:\Personal\Photos\D60\TEST_Picasso\t” belirttim. Dilerseniz aynı dizin üzerinde farklı isimler ile de kaydetme işlemini yapabilirsiniz.

3. Hedef dizinde dosya isimlerini de düzgün vermeniz için uygulamadaki “Yeni dosyaların başlangıç karakteri” ve “Yeni dosyaların bitiş karakteri” özelliklerini kullanabilirsiniz. Bu alana yazacağınız karakterler hedef dizindeki yeni dosyaların isimlerinin başına ve sonuna eklenecek. Örnekte ben başlangıç olarak “TS_” ve bitiş olarak da “_2009″ karakterlerini kullandım ve bu sayede hedefe kopyalanan DSC0001.JPG dosyasının ismi de “TS_DSC0001_2009.JPG” olarak değişecek. Bir sonraki sürümde bunlara otomatik sayı verme özelliği de eklemek istiyorum.

4. Her yeni resme bir de watermark(logo diyelim bundan sonra sevmedim bu kelimeyi) eklemek için “WaterMark” bölümünden sitenin PNG formatındaki logosunu seçtim. PNG şart değil, JPG ya da GIF resim de seçebilirsiniz. Ancak transparent özelliğindeki bir PNG’ nin daha verimli olacağını söyleyebilirim.

5. WaterMark resminin hedefte hangi konumda bulunacağını seçtim. Buradaki seçenekleri bir sonraki sürümde çoğaltacağım. Şimdilik Sol Üst, Sağ Üst, Merkez(Resmin yükseklik ve genişliğine göre tam ortası), Sol Alt ve Sağ Alt seçenekleri mevcut. Bir sonraki sürümde sağ/sol boşluğu pixel olarak giriş yapabileceğiniz serbestliği vermek istiyorum.

6. WM için bir ipucu var. WM Bölümünde gördüğünüz “Çevrim sonrası yerleştir”gibi garip bir Türkçe’ye sahip yeri işaretlediğinizde, logo resminizi küçültme işlemi sonrasında resme yerleştirmekte uygulama. Yani sizin resminiz 3000 küsur pixel ve logonuz sadece 80 pixel’se ve küçültmeyi %20′ ye ayarlarsanız aslında bu yeri işaretlemeden pek de işe yarar bir görüntü elde edemezsiniz. Çünkü burayı işaretlemeden çevrim yapar ve logo eklerseniz, uygulama 3000px’ lik resme ilk önce 80px’ lik logoyu ekler daha sonra yeni resmi 600px’ e kadar düşürür ve logo neredeyse görünmez olur(yaklaşık 16px kalacaktır logo). Oysa burayı işaretlemiş olsaydınız, resim ilk önce 600px’ e indirilecek daha sonra 80px’ lik logo yerleştirilecekti.

Neyse; uzun lafın kısası fazla bir zamanım olmadığı için bu kadarını çıkarabildim. CodeProject sitesindeki Image ve GDI+ ile ilgili kodlardan faydalandım. Yeni güncellemeleri de burada yaymayı düşünüyorum. Uygulamanın kullanımı ile ilgili resimler aşağıda:

Programı şu adresten indirebilirsiniz: http://mirmirik.com/Download/Muffinmaker.rar

GÜNCELLEME: Uygulamanın ikinci sürümüne şuradaki yazıdan ulaşabilirsiniz: http://mirmirik.com/2009/10/12/muffinmaker-v2-0b/

Böyle de yatılmaz ki!

Tuesday, August 18th, 2009

Garip’lerden Orhan Veli Kanık’ın “Sere Serpe” isimli bir şiiri vardır:

Uzanıp yatıvermiş sereserpe
Entarisi sıyrılmış hafiften
Kolunu kaldırmış kolluğu görünüyor
Bir eliyle de göğsünü tutmuş
İçinde kötülük yok biliyorum
Yok, benim de yok ama
Olmaz ki
Böyle de yatılmaz ki 

Aşağıdaki fotoğraflar, nedense bunu hatırlattı bana…

Lavaboda bir kedinin uyuyabilmesi nedir?

Muffin 5 ayını bitiriyor

Tuesday, August 4th, 2009

Sevgili ev arkadaşımız Muffin artık 5. ayını bitiriyor. Geçtiğimiz günlerde Carlo ve Peri sayesinde bir iki resim daha çektik. Vakit geçmeden ekleyeyim.

Günlüğe bu aralar hemen hiç zaman ayıramıyorum. Umarım bir ara bu huyu değiştiririm.

Pardus 2009 – Hoşgeldi!

Tuesday, August 4th, 2009
Pardus

Pardus

Türkiye’ nin ulusal işletim sistemi ihtiyacını içeriden karşılamak, böylece devletin milyonlarca dolar harcayarak işletim sistemi almasına engel olmak ve aslında bizlerden kuruşuna kadar alınan vergilerin daha yararlı işlerde harcanmasına önayak olma amacı ile bir işletim sistemi yazılmakta 2004 yılından bu yana. Tübitak UEKAE (Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü) bünyesinde oluşturulan ekip, ilki Şubat 2005 olmak üzere Pardus(Anadolu Parsı) isimli işletim sisteminin dağıtımını yazmak ve yaymak ile uğraşıyor. Pardus’ un Latince adı Panthera pardus tulliana şeklinde. Soyunun tükenip tükenmediği hakkında da  internette bulabileceğiniz gibi onlarca spekülasyon var. Neyse, konumuz bu değil zaten…

Uzun yıllar önce üniversitede bitirme tezimi Linux üzerine yapmıştım. “Linux – Network Administration / Linux as a Proxy Server” gibi inanılmaz bilimsel(!) isme sahip tezimi Linux’ un RedHat dağıtımı üzerinde gerçekleştirmiş ve iyi de bir not almıştım. Ancak sonraki zamanlarda, tez yazımı için çektiğim kurulum işkenceleri, ekran kartı ya da network kartlarının tanıtımı ile uğraşmam sebebi ile bilgisayar(lar) başında sabahlamalarım, modem tanıtacağım diye bin türlü taklalar atmalarım hep rüyalarıma (gerçekçi olmak gerekirse kabuslarıma) girdi. O zamanlarda internete  bu kadar kolay erişim de yoktu(eskiden buralar hep dutluktu oğlum tadında oldu sanki). 2 gece uğraşıp en sonunda kurulumu becerebilince önüme çıkan bir diyeze(#) ters ters baktığımı da gayet net hatırlamaktayım. Sonraki yıllar boyunca da işim icabı Linux’ a gereken önemi veremedim. Zaman zaman RedHat’e dönüp en azından evde kullanmaya çalışsam da hep “aman ya bununla mı uğraşacağım” diye vazgeçtim. Ama hep içimde bir ukte kaldı Linux kullanmak…

İşte Tübitak’ ın (bazı birimleri zaman zaman siyasi oyunlara alet olsa da) yaptığı bir başka güzellik tam burada imdadıma yetişti. Pardus geldi. Geldiği gün hemen kurulan sürümünü FTP sitesinden indirdim. Notebook üzerindeki Virtual Machine için Türkçe sürümünü, evdeki desktop bilgisayar için ise International sürümünü kurulum için kullandım. Açıkçası eşime de Linux’ u sevdirebilmek amacı ile evdeki bilgisayara İngilizce sürümünü kurdum. Notebook üzerindeki VM’ de sadece 512 MB Ram ve 8 GB sabit disk bölmesi ayırmıştım. Ne yalan söyleyeyim, hali hazırda kullandığım Microsoft Vista Business 64bit kadar iyi iş çıkarmakta. Kurulumlar yaklaşık yarım saatimi aldı. Yıllar öncesinde çektiğim işkencelerin esamesi bile okunmadı. CD’ yi taktım. Bilgisayarı CD’den açtım. Adım adım herşeyi geçtim ve “Roaaar!”. Anadolu parsı tam karşımda, benden login olmamı bekliyor! Login oldum. “Kaptan” isimli bir yardımcı çıktı ve bilgisayar kullanımım ile ilgili tüm ayarlarımı 3 dakika içinde tamamladım(tamam itiraf ediyorum, şaşkınlığım ve beğenim yüzünden 20 dakikayı bulmuş olabilir)

Kaptan - Hoşgeldiniz ekranı

Kaptan - Hoşgeldiniz ekranı

Ayarlar bittiğinde, daha önceki deneyimlerimden hatırladığım Linux dağıtımlarında sorun olan USB yazıcıyı tanıtmaya karar verdim. Emindim ki, bu sefer Pardus Linuxluğunu gösterecekti. Bedava bir şey, nasıl olur da bu kadar sorunsuz olabilirdi ki? Ama bir saniye… Tam olarak 1 dakika sonra test sayfası basabilmiştim USB yazıcımdan!

Herşey iyiye gitti. Eğer Call Of Duty 4 ya da Fallout 3 hastası olmasam, eminim ki Pardus dışında bir işletim sistemi tutmam bilgisayarımda. Tamam, tabi ki yılların alışkanlığı olan paralı bir işletim sisteminden hemen vazgeçemem. Hatta işim dolayısı ile kullanmak zorunda olduğum geliştirme araçlarına mahkum olmam, şu anda ciddi bir kullanıcı olmamdaki en büyük engel. Ama eminim ki hem annem için, hem de babam için mükemmel bir masaüstü işletim sistemi bu Pardus 2009. E-posta okumak, internette gezinmek, anında mesajlaşma yazılımlarından yararlanmak ya da doküman yazıp bunları basmak, paralı olan diğer alternatiflerle karşılaştırıldığında oldukça hesaplı(!). Uzun lafın kısası; kullanın, kullandırın!

Biraz önce Pardus’ un resmi sitesi “Özgürlük İçin” adresinde gördüm. Ağustos ayındaki sayılarında PCNet ve Bilim ve Teknik dergileri Pardus 2009′ un kurulum CD’ lerini veriyorlarmış. Internet bağlantısı kotalı olanlar için çok güzel bir fırsat!

Çağdaş Yaşamı Destekleyin!

Friday, April 17th, 2009

Hitler Almanyası’na giderek benzeyen sevgili ülkemizde, 12. Ergenekon Dalgası adı altında eğitimciler ve bu işe gönül vermiş kişiler evlerinden apar topar alınıp 3 gün boyunca hiç bir suçlama gerekçesi açıklanmadan sorgulandı. Evleri didik didik edilip özel eşyalarına kadar  arandılar. Türkiye’deki karanlık çağlara atıfta bulunan kafa yapıları ve özelliği ile adı arasında tam bir oksimoron ilişki olan Işık Evleri’ nin karşıtı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği abluka altına alındı.

Kız çocuklarının bir mal gibi alınıp satılabildiği, namus bekçisi dincilerin kız çocuklar üzerinden her türlü cinsel açlığını bastırdığı çok temiz bir din(!) olan islamiyete boyun eğmiş kişiler, iktidardan aldıkları destekle faşizan bir tutum içinde, insanlıktan utandıracak haberler yapmaktan geri durmadılar. Sayın Türkan Saylan hedefleriydi. En büyük suçu da din gibi kelepçeleri ve bu dini kullanan ağababalarının karşısına okumuş ve eğitimli çocuklar çıkarmaktı.

Şimdi ÇYDD bizler için bir kampanya düzenliyor. Hangi operatör olduğu farketmeden, 5414′ e bir boş mesaj yolluyor ve bu dinci yobazların oyununu bozmak için eğitime 5TL bağışta bulunuyorsunuz.  Türkiye’ deki ile alakası olmadığı iddia edilen (!) Deniz(ya da Keriz) Feneri Derneği E.V. gibi olmadığı için de içiniz rahat oluyor.

Şu anda “tüm dünyada yaptığı müslüman katliamları ile meşhur ülke Amerika Birleşik Devletleri’ nde CIA desteği ile yaşayan Fethullah Gülen”‘ in ışık evlerine karşılık, ÇYDD ve benzeri kuruluşlar var sadece. Yardımlara ihtiyaç var. Her türlüsüne…

“Muffin” The Cat

Wednesday, April 8th, 2009

Muffin ile beraberliğimiz olanca hızı ile sürmekte. Küçük bir kedinin evde olmasını o kadar unutmuşuz ki, hareketliliği ve oyunbazlığı çok şaşırtıyor bizi. Pide Hanım ile sorunlar hala sürmekte. Müge’ nin okuduğu bir yazıya göre bu sürtüşme dört aya kadar uzayabilirmiş. Sanırım o zamanda da “beraber olma” yerine “birbirine katlanabilme” olacak. İkisinin de aynı sigara jelatininin peşinden koşabileceği ve oyunları beraber oynayabileceği günlere dair umutlarımız devam etmekte. Neyse; yeni fotoğraflar:

Artık evde Muffin var

Wednesday, April 1st, 2009

Önceki bir yazıda, eve bir arkadaşın daha katılacağını yazmıştım. Tam olarak planladığımız gibi 28.Mart.2009 Cumartesi günü, Beşiktaş’ taki annesinin ve kardeşlerinin yanından alıp, ailemize katmak üzere Kozyatağı’ndaki RV Veteriner Kliniği - Feridun Kalyoncu’ ya uğradık. İç ve dış parazit’ e karşı korumaları ve gerekli aşılarını oldu. Aşı kartını da aldık. Doğum günü 21.Şubat.2009 olarak belirlendi. Biz kendisini dişi sanıyorduk ancak orada erkek olduğunu öğrendik. Sorun yapacak bir şey değil, sadece evdeki iki arkadaştan birisini kısırlaştımak zorunda kalacağımıza üzüldük. Neyse, zor da olsa adını vermeyi başardık. Milföy, Muffin, Puding ve Açma isimleri arasında gidip geldik. En sonunda kararımızı verdik: Muffin!

Eve gelir gelmez, Pide Hanım‘ın kaprisleri ile karşılandık. Eve gelişi üzerinden yaklaşık dört gün geçmesine rağmen henüz bir araya gelebilmiş değiller. Her seferinde bir hırlama, bir tıslama ve pati/tırnak savaşı olmakta. İlk gün sulandırılmış süt dışında(yavru kedilere neredeyse yarı yarıya, büyüklerine ise 1/3 oranında sulandırmadan süt vermeyin asla) bir şey almadı, kuru mamaya bakmadı bile. O günden bu yana, eşimin çabaları ile haşlanmış tavuk ile karıştırılmış kuru mama yemekte. Kedilerin en güzel özelliklerinden birisi(ki temizlik bu bence) sayesinde, tuvalet hiç sorun olmadı, bir kere kumunu gösterdiğimizde, devamlı oraya gitti. İkinci gün bize alışmış ve yeni evinin özelliklerini öğrenmişti bile. Hiç bir tedirginlik göstermeden oyunlarını oynuyor, yapısı gereği merakla her yere girip çıkıyordu. Siyah renkte olmasından dolayı da bulması çok zor oluyordu(-di’ li geçmiş zaman yazdığıma bakmayın, hala öyle).

Henüz bir bebek olduğu için uyku saatleri de oldukça geniş bir zamana yayılmış durumda. Devamlı uyku halinde. Şu anda bu yazıyı yazarken de bacağımın üzerinde uyuyor. Klavye çekmecesinden çıktı(!). Favori mekanları sırasıyla; kirli çamaşır sepeti, yastıklarımızın arası ve koltuğun altı(Pide Hanım’ dan kaçabildiği yegane yer). Gece biz uyurken de gelip yastığımızın üzerine, kafamızın hemen dibine yatıyor. Uyku ile ilgili ilginç bir şey yaptı ilk gece. Kucağımda otururken ve kuyruğu ile oynarken sadece ufak bir ses çıkartıp(tarif edemeyeceğim bir miyavlama/”cik”leme), gözünü kapattı ve uykuya daldı. Saniyelik bir sürede hem de. Bunu daha önce hiç görmemiştim. Sanırım alışsam iyi olur. 

Önceki yazıda, “umarım o da mutlu olur bizimle” demişim. Şimdilik oldukça mutlu görünüyor. Bir de şu Pide Hanım ile sorunlarını halleder ve iyi geçinmeye başlarlarsa, içimiz daha rahat olacak ikisi adına da. Bakalım… Umarım o da olur bir gün. Yazının devamında, çekmeye çalıştığım ve çok hareketli olduğu için pek de uyku dışında bir pozunu yakalayamadığım üç resim var.

Heryerde uyuyabilirim!

Heryerde uyuyabilirim!

muffin_003

Uyumak güzeldir!

Peri' nin hediyesi kuzu!

Peri' nin hediyesi kuzu!