mirmirik / Bilişim Yönetimi / Yazılımcı maskesini çıkarıp yönetici olmak / I

Yazılımcı maskesini çıkarıp yönetici olmak / I

Posted on

Başlangıç notu: Bu yazı, iki bölüm halinde olacak şekilde planlandı. Yazının ikinci bölümü yakında paylaşılacak. İkinci yazı, Eylül ayındaki Mırmırık’ın görevi. Yani eğer gecikirse beni suçlamayın!

Hobi olarak gördüğüm 1990-1998 arası zamanlarımı saymazsak, 1998 yılında profesyonel olarak başlayıp, uzun yıllar sürdürdüğüm yazılım geliştiricilik maskesini çıkartıp, işin daha çok analiz kısmına ve proje yönetimine girmeye başlamam 2007 yılına dayanıyor. Restoranın mutfağından çıkıp içeride oturan müşteriler ile birebir ilgilenmeye başlayalı 10 yıl kadar olmuş(Restaurant, şef ve aşçı ve yazılım ekipleri arasındaki benzeşimlerin geçtiği yazı “Bir CTO işe alım yapıyor” adında 2014’te yazılmıştı). Neredeyse 20 yıldır, çatışmalarım, yanlışlarım, bilgisizlikle hareket ettiğim zamanlar olmasına rağmen çalıştığıma, iş ile ilgili konularda gerektiği gibi davrandığıma, özel hayatımdan da ödün verdiğime ve şu anki mutlu iş hayatıma kavuştuğuma inanıyorum. Bu yüzden “yazılımcıdan yönetime geçiş” konusunda biraz ahkam kesme hakkı görüyorum kendimde.

Yönetim süresi kapsamında, öncelikle uluslararası bir bankadaki yazılım grubunda teknik proje yöneticiliği (ki iş için aktif olarak kod yazdığım son dönemdi), sonrasında da zamanının en başarılı yazılım firmalarından birisinde sırasıyla proje yöneticiliği, IT takım yöneticiliği ve IT yöneticiliği yaptım. Devam eden yıllarda, öncelikle, ana işi yazılım üretim tarafının dışındaki bir e-ticaret firmasında ve sonrasında uluslararası bir ödeme ve para gönderim şirketinde IT direktörlüğü görevlerinde bulundum. Tamamını bırakıp kendi işime sarılmam ve Türkiye’deki girişim firmalarına destek vermeye başlamam da 2 yıl kadar olmuş. Bu geçen sürede deneyimlediğim Türkiye’de yazılımcıdan yöneticiliğe geçiş sürecinin neden sancılı olduğunu ilk elden görme fırsatım oldu. Bu iki yazı, benim “samimi olan”  özgeçmişim olacak (Neden özgeçmişime döndüğümü inanın ben de çok bilmiyorum. Devam edeyim bakalım, bağlayacağım bir şekilde)

Hayatı bir ve sıfırlar ile geçmiş kişiyi alıp, ona “hadi bakalım sen şimdi bu yazılım işlerinden yavaş yavaş elini eteğini çek, ekip bu, onlara liderlik et, al bak şu işi geliştir, ekip yarat, gençleri eğit ve onları yönet” denilince, hele bir de “ego” yüksekse ve bir de “title” verilmişse durum ilk başta şöyle olabiliyor:

Hayaldeki Liderler

Kendimizi kuzeydeki kral gibi hissederken, gözden kaçırılan bir çok şey oluyor. Bendeki sorun teknik anlamda doyuma ulaştığımı ve çok iyi kod yazdığımı sanmam, bunun ekip yönetimi için yeterli olacağını düşünmem ve sanırım yönetim kademesindeki bir kişide olması gerektiğinden çok daha fazla egoya sahip olmamdı. Her şeyi kendi yapmaya alışmış, en küçük detaya kadar ben bilirim fikrindeki, her teknik şeye burnunu sokan ve tam bir “mikro-management” yönetim sürdüren birisinin, yönetimsel problemlerin tümünün birden altından kalkamayacağı aşikar aslında. Zor yollardan öğrendim bunu. Bir kaç konuya dikkat edilmezse, aşağıdaki duruma gelmek inanın ki bir ay bile sürmüyor:

 

Sevdiğimiz ve saydığımız sevgili Jon Snow’un konuya özgü iki durumunun da tam olarak içinde bulundum ilk zamanlarımda. Tecrübe kazanmam, alışkanlıklarımı ve yöntemlerimi değiştirmem gereken onlarca durum vardı. Olaylara teknik gözle bakan bir insandım ve benden iş geliştirme, ekip yönetimi ya da aylık yönetim kurulu raporları gibi “boş işler(!)” bekleniliyordu. Ben bunlara gerektiği şekilde adapte olamamıştım. Bu konulardaki sosyal becerilerim çok iyi değildi. Onlarca sorun üzerime geliyor, teknik konulara benden daha yetkin arkadaşlar ekipte olmasına rağmen illa ki burnumu sokuyor, C-Level adı verilen üst yönetim ile (bana göre) mantıksız davranışları yüzünden tartışıyor, ekibi kendi başına bırakıp, o sorunlar ile birebir boğuşmaya çalışıyordum. Ekip de başlarında düzgün bir yönetici olmadığı için kendi bildiğini okuyup müşteri / kullanıcı isteklerine plansızca “dalıyordu”. Cahil olduğum bir alanda kendimi eğitmem gerekiyordu.

You know nothing!

Bir yazılımcının bir şirkete girip de, ilk profesyonel kodunu yazmasından, CTO ünvanını almasına kadar geçen sürede (eğer ki tercih bu yönde ise), aşağıdaki adımların her birisinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Her adımı/ünvanı belki ayrı yazı konusu yapmak gerekir, ancak anlatmak istediklerime zemin olması için, özeti bu iki yazıda vereyim. Aşağıdaki ünvanların aslında bizim ülkemizde dağıtıldığı kadar kolay harcanmaması gerektiğine inanıyorum. Bu yazı dizisinde de bu tezimi savunacağım. Arada onlarca ara katman / ünvan yer alabilse de, genelde bir yazılımcının iş hayatındaki basamakları şu şekilde oluyor Türkiye’de (Ülkeyi özellikle belirtiyorum çünkü yurtdışında farklılıklar olabiliyor):

  1. Stajyer
  2. Junior yazılımcı
  3. Yazılımcı
  4. Uzman / Senior yazılımcı
  5. Teknik lider / mimar
  6. Takım/ekip yöneticisi
  7. IT yöneticisi
  8. CTO / CIO (İkisi eş değer görülse de farklar büyük aslında)
  9. CEO?

Bunların ilk ikisini, kendi kişisel deneyimlerim ile bu yazıda ele almaya çalışacağım. Diğer adımlar/ünvanlar da diğer yazı konusu olarak kalsın(“in your face September mirmirik”).

1. Stajyer

StajyerGerçekler: Ülkemizde stajyer, fotokopi çeken, getir götür işleri yapan ya da sadece staj defteri imzalatmak için “fake” görev alan kişi gibi görülüyor çoğu zaman. Konunun işveren ve işçi olmak üzere iki tarafı var. Stajyer olan, staj dönemini sadece zorunlu bir görev olarak gördüğü için pek ciddiye almıyor ve baştan savma bir zaman geçirip, bitse de gitsek fikrinde oluyor. İşveren ise ucuz (ücretsiz/bedava) işçi bulduğunu düşünerek hiç bir yatırım yapmadan ne kadar sömürsem kardır mantığında kalıyor.

Gereken: Stajyer tarafında bu sürecin tam bir gerçek ortam deneyimi olduğu bilinci yükselmeli, işveren de staj yapmaya geleni iyi bir çekirdekten yetişen kadrolu elemanı olarak görmeli. Eğitim ve bilgi birikiminin arttırılmasına yönelik olarak stajyeri konumlandırmalı ve ona mentor desteği sağlayarak kadrosunu zenginleştirmeli. Stajyer arkadaş da, son sınıf değil daha 3. sınıftan başlayarak stajın onun hayatına yön verecek bir zaman dilimi olduğunu kabul etmesi ve işe sarılması gerekli. Dediklerimin kulağa hoş geldiğini ve “boş” gibi algılandığının farkındayım. Ülkemizdeki durum yüzünden bu dediklerim çok akıl karı değil gibi. Ama bunları yapmamaya, günü kurtarmaya devam ettikçe sürdürülebilir bir iş deneyimi yaşayamayacağımız gibi, on yıl sonrasında devam eden bir işimiz bile olmayabilir. Yani kısacası, sevgili üniversite ve lise öğrencileri… Lütfen stajınızı size kadrolu elemanmışsınız gibi davranan bir yerde, öğrenimlerinizi devam ettirebileceğiniz bir şirkette, iyi bir ekip ile ve de işe çok sarılarak yapın. Şirket sahiplerinin vergi yükü ile bu kadar ezildiği bir ülkede “lütfen stajyerlerinize iyi imkanlar sunun” demem abes olsa da, stajyerlere “biz eğittik gitti başka yerde sefasını sürecek” kişi gözü ile bakmayın ve kadrolu eleman yetiştirebilmek için seçim yapın.

Kişisel eklenti: Lisede sanayi stajımı Balıkesir’de çok sevdiğim bir “Commodore/Amiga/PC oyunları satışı” yapan(o yıllardakiler iyi bilir) ve aynı zamanda da samimi müşterilerinden oluşan küçük bir ekip ile “Pascal dilinde yazılım yapıp satan” bir şirkette (HCS) yapmıştım. Oradaki ekip ve dostluklar asla unutulmaz. Öğrendiklerim, gördüklerim ve bir bilgisayar yazılımının nasıl da bir “yaratım” işi olduğunu anlamam burası sayesinde oldu. Assembly’de kendimi geliştirdim, BBS ile ilk “modem” bağlantımı da burada yaptım. Elektronik devreler ve tasarımları konusunda tam bir saha çalışması yapma imkanı da buldum(Biraz fazla RS-232 kartı yakmış olabilirim). Sabah “dükkanı” açıp yer de sildim, vitrin de düzenledim. Bunlar şimdiki ev temizliğimi yaparken de çok işe yarıyor 🙂

Üniversitedeki ilk stajımı ise zamanının iyi bankalarından birisi olan Esbank’ta, AS/400 sistemleri yanında PC / internet yazılımları da üreten bir ekip ile yapmıştım. İkinci (son sınıf) stajımı ise zaten yarı-zamanlı olarak çalıştığım Coretech firmasında tamamladım. Bankaya girişim içerideki tanıdık olan sevgili Serkan abimin özgeçmişimi ilgili kişilere iletmesi sayesinde oldu. İki staj sürem de resmi olarak 20 iş günü olmasına rağmen, lisede 4 ay, üniversitede ise 3 ay kadar çalışmıştım (Coretech dönemini zaten bir çalışan olduğum için saymıyorum). Öğrenebildiğim kadar öğrenmeye çalışmış, yeni onlarca yöntem ve bilgi edinmiş, merak tatmini sağladığım için mutlu olmuştum.

2. Junior yazılımcı

JuniorGerçekler: Herhangi bir üniversitenin herhangi bir bölümünden mezun olmuş ve herhangi bir yazılım kursundan herhangi bir konuyu bitirmiş herkes kendisini “yazılımcı” olarak adlandırıyor ne yazık ki. Bu gördüğüm, yaşadığım bir gerçek. Mütevazi davranan ve var olan bilgisini satmayı beceremeyen kişiler ise çoğunlukla elenip gidiyor arada (Ne lise mezunları vardı ki ben dahil bir çok “yazılımcıyı” cebinden çıkarıp, bir algoritmada size ters takla attırabiliyorlardı). Herhangi bir işe girmenin ilk yolunun parlak bir kariyer.net özgeçmişi olduğu devirler biraz geride kaldı. Bir önceki konuya bağlı olarak, staj döneminde katkı sağladığı projeler ile göz doldurmuş kişilerin bile bir yere girip de başarılı yazılımcı olmaları zorlaşıyor. Daha çok, tanıdık kişilerin referansları ile işler ilerletilmeye çalışılıyor. Bu noktada “tanıdıklık” kavramına açıklık getirmekte fayda var aslında. Tanışıklığın becerilerden ve “network” kaynaklı olması ile, “mahalledeki sevilen bir abimizin çocuğu” olması arasında çok fark var.

Gereken: Algoritmalar ve matematik konularına ilgi duyan, bir yazılımın sadece bir text dosyaya satırlar yazmaktan ibaret olmadığını bilen kişilerin çoğalması gerekiyor. Bu olgunluğu verecek olan da sadece üniversite değil (ki an itibari ile ülkemizdeki üniversiteleri düşününce iki elin parmaklarını geçmezler bu şekilde eğitim verenler). İçten gelen bir ilgi ve bilgi açlığı olması da kaçınılmaz. Bu ilginin uyandırılması ve gençlerin içindeki bilgisayar bilimleri sevgisinin açığa çıkarılması ne yazık ki yine ortaokul / lise eğitimlerine ve aileye kadar dayanıyor. İstenildiği kadar bilimsel eğitim peşinde koşmanın iyi olduğunu söyleyelim, herhangi bir hükümetin “ben evrim değil de, cihat öğreteceğim bundan sonra” demesi ile geleceğin kapkaranlık hale gelmesi hep olası. Atılması “gereken” adımların bireysel olarak değiştirilebilecek bir şey olmadığının anlaşılması da söz konusu olabilir. Kim bilir, belki de bireysel olarak da çok şey yapabiliriz!

Kişisel eklenti: Türkçe kelime olarak “junior” yerine ne koyacağımı çok bilemedim yıllardır. Hala da bilmiyorum. Staj dönemini başarı ile geçmiş, öğrenmeye devam etmiş, bilgi açlığına devam eden, üç-dört yazılım projesi geliştirilmesinde bir şekilde rol almış, süreçler ve yazılım yaşam döngüsü konusunda bilgi sahibi, algoritmaların ne kadar önemli olduğunu bilen ve önemseyen kişi gibi görüyorum ben. Ekip içinde olduğunu anlaması, kişisel hırslarını bir kenara koymaya başlaması gereken bir süre. Sosyal becerilerin geliştirilmesi için mükemmel zamanlama…Staj sonrasındaki ilk iş aslında. Kaynak kullanımı (bellek / disk / zaman) konusunda hassasiyeti olan, GitHub / Stackoverflow gibi oluşumları çoktan öğrenmiş olan, kendisine en az bir yıllık gelişme programı yapabilmiş olanlar benim gözümde ışık patlamalarına yol açıyor.

Ben Jr dönemimi üniversite 3. sınıfta yarı-zamanlı çalışmaya başladığım ve benim için hala bir okul olan Coretech’te geçirdim. Klasik hikaye… Internet Türkiye’ye yeni yayılmaya başlamış ve herkes her şeyi yapar halde. Müşterinin isteği öğrenilip, tahta başında DB tasarımı, Adobe Photoshop’ta tasarım. Sonrasında çıkan tasarımı kesip biçerek HTML hazırlama, JS ile sayfaya dinamiklik kazandırma, ASP ile sunucu kodlarının yazılımı, SP ve TRIGGER’lar ile DB desteği… Artık ne varsa işte! Bugünlerde “full-stack developer” diyorlar bu şekildeki çalışmaya galiba. Bu dönemin bendeki en büyük kazanımları, işlerin nasıl yürüdüğünü çok yakından görmüş olmam ve müşteri isteklerinin “asıl” olduğunu anlamaya başlamış olmam. Şansım, çalıştığım firmadaki “patronların” sabah 04:00’lere kadar bizler ile bir ufacık problem ile ilgili oturup bire bir çalışıyor olmaları ve hepsiyle “arkadaş” olmamız idi.

Yazının devamı, Eylül ayının Mırmırık’ına ait… Buradan çekileyim şimdilik!

Yazı biterken çalıyordu:

2 thoughts on “Yazılımcı maskesini çıkarıp yönetici olmak / I

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Top