mirmirik / günlük / Plitvičke Jezera / Plitvice Lakes Gezisi

Plitvičke Jezera / Plitvice Lakes Gezisi

Posted on

Uzun zamandır yapmayı planladığım Hırvatistan ziyaretime, bundan iki ay kadar önce denk geldiğim bir bölgede devam etmeye karar verdim. İşim gereği bulunduğum Budapeşte’den Zagreb’e tren ile seyahat edip, buradan da otobüs ile tam bir doğa harikası olan Plitvice Lakes (ya da yerel adı ile Plitvičke Jezera) bölgesine geçtim. Yazının devamı bu bölge hakkındaki izlenimler ve ipuçlarından oluşuyor.

Öncelikle söylemem gerekir ki, Zagreb’e kadar gelmişseniz bu bölgeyi ziyaret etmeden ayrılmayın ülkeden. İmkanınız varsa, tavsiyem o bölgede bir otel ya da çokça bulunan “guesthouse” ayarlayın ve en az iki gününüzü burada geçirin. Parkın tamamını 1 günde gezmek zaten imkansız. Sırf göllerin olduğu yer tüm park alanının %1’ini kapsıyormuş ve burası bile bir günde bitemiyor. Toplam alan ise 295 km2 imiş. Asıl gezilmesi gereken alanın ormanlık bölge olduğunu söylediler ama orası için haftalık program yapmak ya da işi bilen bir tur satın almak gerekiyordu. Bir arkadaş ile birlikte iki günde tüm göller bölgesinin ancak %40’ını bitirdiğimizi düşünürsek… Hesaplamaya matematiğim yetmedi şu anda! Ulusal park Hırvatistan’ın Zagreb’e daha yakın olan orta bölgesinde bulunuyor. Google Maps açıp da kaçırmak neredeyse imkansız:

Hırvatistan

Neyse… Zagreb’den göller bölgesine gelmek 2-2.5 saat kadar süren bir otobüs yolculuğu sadece. Otobüs biletinizi online olarak vollo.net üzerinden satın alabilirsiniz. Ya da Zagreb otobüs terminali sayfasından detaylı bilgi de edinebilirsiniz. Dilerseniz direkt otobüs durağına gidip, oradan da satın alma yapabilirsiniz.

Göller bölgesine tek yönlü bilet 99 Kuna tuttu Vollo.net üzerinden. Bu da, bu yazının yazıldığı tarih itibari ile yaklaşık €13.5 kadar (55TRY). Bileti aldığınızda, size gelen biletin yazıcı çıktısı gerekiyor. Yani “online bilet aldım telefonumda da e-postam var” çok işe yaramıyor. Otobüs içindeki muavin ya da şoförlerin İngilizce bilgileri oldukça kısıtlı. Anlaşmak zor olabiliyor. Sadece işaret dili ile anlaşmak zorunda kalacağınızı ya da Hırvatça ve İngilizce bilen bir arkadaş bulmak zorunda kalabileceğinizi göz önünde bulundurun. Bileti online alamazsanız da, yazdığım gibi otobüs firmalarından ya da yer varsa otobüse bindikten sonra içeriden alım yapabiliyorsunuz. Yine dediğim gibi yer sorunu olabiliyor bu durumda. Bileti aldığınızı varsayarsak, ikinci adım otobüse binişe geçebiliriz. Zagreb’teki ana otobüs durağını aşağıdaki haritada işaretlemeye çalıştım (https://goo.gl/maps/Mae2pY4noB12):

Zagreb otobüs durağı

Otobüs terminaline ulaşınca panolardan otobüsünüzün hangi perondan kalktığını bulabilirsiniz. Oldukça başarılı bir sistemleri ve havayolları gibi yönlendirmeleri var. O yüzden otobüsü karıştırmanız oldukça zor (dedi İtalya’da yanlış trene binip bambaşka yerlere gitmiş olan adam). Eğer otobüs yolculuğunda bagaja vereceğiniz çantanız varsa o da 8 Kuna tutuyor(4.5TRY kadar). Biz alışkın olmadığımız için garip gelebilir bu uçak uygulaması ama, kurallar böyleymiş. Havayolları benzerliği sadece terminal ile sınırlı değil kısacası. Ben çantayı bagaja atıp direkt otobüse yöneldiğim için ufak bir anlaşmazlık yaşadım muavin ile. O para istiyor, ben de ona biletimi gösteriyordum. Anlaştık neyse ki.

Yol 2-2.5 saat kadar sürüyor. Bir süre otobandan gidip, Karlovac şehrinden sonra ara yola sapıyor otobüs. İnanılmaz yeşillikler arasından geçiyor ve bir iki kasaba sonrasında ulusal parkın 1 numaralı girişinde duruyor. Parkın 2 farklı giriş noktası var ve bu birazdan söyleyeceğim bir ipucu için önemli bir konu.

Otobüs yolculuğu sırasında yanımda oturan Danimarkalı bir arkadaş(sevgili Maja) ile tanışmıştım ve buradaki iki günümüzü de birlikte geçirmeye karar vermiştik. Şans eseri aynı yerde kalacaktık. Biz iki numaralı girişte indik ve gideceğimiz yere nasıl ulaşabiliriz endişesi baş gösterdi. Çünkü tam olarak çift şeritli küçük yol ağzında idik ve haritaya göre bu evimiz için yoldan 3km kadar yürümemiz gerekiyordu. Araçlar ile birlikte… Transfer sorunu büyüktü! Bölgede Adriana Guesthouse diye bir yerde kalacaktık ve oraya nasıl ulaşabileceğimizi hiç düşünmemiştim. Oldukça uzakmış aslında asıl park alanına. İndiğimiz duraktakiler ile konuştuk ve en mantıklı seçimin taksi olduğu ortaya çıktı. Yokluk bölgesinde bir araç yolundasınız ve yabancı bir ülkede taksi ile bir yere ulaşmak? Fikri bile cüzdanı yakacak gibi görünüyor ama, biraz çenebazlık ve iyi niyet göstergeleri ile sevgili şoförümüz Damir ile tanıştık. İngilizcesi bizim Mr. Brown ve Mrs. Brown’dan hallice idi ama gayet de iyi anlaşarak köy evine kadar 50 Kuna ücret almayı kabul etti (sonradan ispatladı ki, taksimetre açınca 70 – 75 kadar tutuyor). Telefonunu aldık. Sonraki tüm seyahatlerimizde de kendisini telefon ile aradık, O da gelip evin önünden alıp, istediğimiz yere kadar bıraktı.

Eve çantaları atıp yine Damir ile 2 numaralı kapıya gittik. Dönüş için ücret almadı 🙂 2 numaralı kapının içinden girip bizi bilet lokasyonuna kadar götürdü. Biraz ön bilgi olması amacı ile şu “kapı” / “giriş” olaylarını da bir göstereyim harita üzerinde:

Bizim kaldığımız yer bu haritada yok… O kadar uzak işte. İki kapı arası mesafe yaklaşık 2-2.5 km. kadar. Aradaki yol da -bilenler bilir- Altınoluk / Küçükkuyu yolu gibi. Dümdüz araç yolu! Konuya dönüyorum…

Fun fact 1: İlk gün 2. kapıdan giriş yaptık ve yaklaşık yarım saat kuyrukta sırf bilet almak için bekledik. Hem de Perşembe gibi hafta içi bir gün olmasına rağmen. İncelikli nokta şimdi geliyor. Eğer iki gün kalacaksanız MUTLAKA önce ikinci kapıyı ziyaret edin ve “2 days ticket” alın. 180Kuna bir günlük bilet parası, 280Kuna da 2 günlük geçiş hakkı veren bilet. Bunu yaptığımıza ikinci gün 1 numaralı kapıya gidince o kadar sevindik ki… Emin olun siz de sevineceksiniz.

Fun fact 2: Bilet noktasındaki restaurant benzeri yerden yemek / su / bira alınabiliyor ama özellikle yemek kalitesi pek de iç açıcı değil. Çok şey ummamakta fayda var. Su alırken de “PET” markalı olanları tercih etmek en azından %50 tasarruf sağlıyor (15 Kuna 50ml. bira idi, 12 Kuna 50ml. PET marka su ve 27 Kuna adını hatırlamadığım yine 50ml. su idi).

Bileti aldıktan sonra ister elektrikli tur otobüslerine binebilir, isterseniz yine sıraya girip tam karşınızdaki iskeleye geçen elektrikli tekneye atlayabilir ya da yürüyüş rotanıza göre tabanlarınıza güvenebilirsiniz. Biz tabanlarımıza güvenmedik. Karşı iskeleye geçen tekne için sıraya girdik ve yaklaşık 20 – 25 dakika sonra sıra bize gelip karşıya geçtik. Buradan sonrasında yürüyüşümüze başladık. Rotamız yaklaşık şöyle oldu (çizim becerilerimi sorguluyorum hala):

1. Gün yürüyüş rotası

Oldukça yorucu ama bir o kadar da heyecan verici ve zevkli saatler geçirdik. 3-3.5 saate yakın bir sürede bitirdik bu parkuru. Zamanımızın çoğu ahşap iskele benzeri bir yolda geçti. Diğer zamanlarda ise kuru orman tabanında yürüdük. Sadece bir ya da iki defa suya dokunabildik. Manzara, şelaleler, korunmuş ve kollanmış doğa inanılmaz güzellikteydi. Tavsiyem yanınızda şapka, su ve atıştırmalık bulundurmanız. İlk günün ilk dikkat çekici fotoğrafı şurada hemen (devamını Instagram hesabıma ekleyeceğim sanırım):

İskele 1Yeşile boğulmak

Birinci günü bitirip, eve döndük. Ertesi sabah için programımızı yaptık. İkinci gün yine inanılmazdı. Damir bizi aldı ve 1. kapıya kadar getirdi (bu sefer 100 kuna tuttu ücret). Kapıdaki bilet sırası, hac dönemi Atatürk Havalimanı pasaport kuyruğunun 3 – 4 katı kadardı. Ön sıralardakilere sorduğumuzda 1.5 saattir kuyrukta olduklarını söylediler. Bir önceki gün 2. kapıdan iki günlük bilet almış olmamızın faydası ile herkesin kem gözleri altında sallana sallana içeriye girdik. Tekrar edeyim. İki gün kalacaksanız mutlaka ilk gün 2. kapıya gidip iki günlük bilet alın ve 2. gün birinci kapıya gelip içeriye girin. Sırada beklemek çok uzun sürecek diğer türlü. Boşa zaman kaybı olacaktır. Birinci kapının olduğu yer, tanıtımlarda kullanılan kataloglardaki büyük şelalenin olduğu yermiş. Fotoğraf çekimlerinin bir çoğu da burada oluyormuş meğer. Bilet gişesinden geçip, daha içeriye 100m kadar girmişken bizi karşılayan görüntü, tabiatın gücü karşısında boynumuzu eğmemize yol açtı. Tam bir “natureporn”. Varolan ve varolmuş olan tüm jeoloji tanrılarına ve tektonik plakalara şükranlarımız sunduk.

Fotoğrafın sağ tarafında görülen şelale, bölgedeki en büyük şelale imiş. Onun olduğu mekana yürümek yarım saat kadar vaktimizi aldı. Tüm yol inanılmaz bir bitki örtüsü ve görüntüler ile doluydu. Oraya ulaştıktan sonra “normal yol” yerine, hep yapmayı tercih ettiğim gibi “daha az gidilmiş yol” tercihi ile yukarıya tırmandık. Kısacası, şelalenin oradan büyük çoğunluğun yaptığı gibi geri dönmeyin. Arkada sol tarafta oldukça dik olan merdivenler var. 80 – 100 metre kadar yukarıya çıkarıyor. Çok yorucu olabilir ama buna değer. Buraya sapın! Yanınızda oram ağrıyor, buram ağrıyor, yoruldum geri dönelim, çantamı taşı / yardım et bana falan diyen birisi yoksa çok güzel bir yolculuk. Çıktığınızda şunun benzeri manzara var karşınızda. O şelalenin döküldüğü nokta ile yaklaşık aynı hizaya geldik ve karşıdan görüyorduk.

En büyük şelale 2

Bu noktadan sonrası size kalmış. Normal yolları izleyebilir ya da üstteki fotoğrafta şelalenin sağ tarafına çıkabilirsiniz. Üst tarafta bir araba yolu var. Oraya doğru gidip, sağa dönüp, polis noktasının oradaki pek kullanılır gibi görünmeyen patikadan aşağıya inebilirsiniz. Dönüş yaptığınız, saptığınız yerlere dikkat etmenizde fayda var. Şununla karşılaşırsanız, ne yapacağınızı biliyorsunuz. Sonuçta çoğumuz Blair Witch Project (IMDB) izlemiştir sanırım.

Stop

Eğer yolu bulup da, gözlem noktasına ulaşabilirseniz, şu manzaranın da keyfini çıkarabiliyorsunuz:

Buradan tekrar asfalt yola dönüp ormandaki patika yola geçiş yaptık. Bir süre sonra dinlenme noktasına ulaştık ve biralar ile yemeklerimizi hallettik. Bir saat kadar mola verdik. Gücümüzü topladıktan sonra tekrar “Entrance 1” tabelasını izleyerek yola koyulduk. Yine mükemmel manzaralar eşliğinde bir baca mağaraya geldik. Çok dik merdivenler ile 80 metre kadar yukarıya çıkıyorsunuz. İçeride yarasaların yuvası varmış ama karanlık koridorlara sapmadığımız için ne yarasa ne de Bruce Wayne göremedim. Şu tabela karşılıyor sizi girişte:

Batman!

Sonrası oldukça uzun bir yol ile tekrar bir numaralı kapıya ulaştık ve ikişer bira molası verip, Damir’i aradık. İkinci gün bu şekilde kapanmış oldu ve yaklaşık olarak 6.5 saat kadar sürdü tüm yürüyüş. Yaklaşık yürüyüş rotamız da şu şekilde oldu:

2. gün rotası

Yaptığımız yolculuk ve yaşadığımız deneyim asla unutulmaz. Yeşile, turkuaza ve maviye doyduk. Mavi ve yeşil sever birisi olarak çok tatmin olduğumu söylemem gerekiyor. Umarım bu bölgeye yolunuz düşer ve bu deneyimi sizler de yaşarsınız.

Not ve güncelleme bilgisi: Bazı saçma cümle devrikliklerini düzeltmeye çalıştım, bir iki fotoğraf ile biraz detay daha ekledim. Dönüş ve Zagreb konularını da üşenmezsem bir yıl içinde yazarım. 🙂

(Konuyu kapatırken çalan parça: Lilac Wine / Jeff Buckley)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Top