mirmirik / günlük / Zaman Yolculuğu

Zaman Yolculuğu

Posted on

Tüm insanlığın, genelde bilim insanlarının, özelde de hayalperestlerin isteklerindendir “zaman yolculuğu”. Özellikle son yüzyılda onlarca defa sanat eserlerine konu olmuştur türlü şekillerde. Ya geriye doğru yapılan bir seyahat ve o gidilen zamanda yapılan bir etkinin günümüze etkisi ya da önümüzdeki yıllara yapılan maceraperest(bence boşa yapılan) bir atılım ile ortaya çıkan kaos konu edinilmiştir hikayelerde. Film(özellikle Hollywood) dünyasında çokça yer bulmuştur bu “ilgi çekici” konu kendisine. En ünlüsü de “Back To The Future” serisidir sanırım. Çekilen üç filmin her hikayesi ayrı bir uyanışlığı ya da merakı getirmiştir kimilerine(ben de dahilim gerçi bu merak tarafına).

Edebiyat/yazım -veya aslında son zamanlarımda okuyabildiğim tür ile adlandırırsam- “best seller” tarzında oldukça ilgi çekici hikayeyi Ken Grimwood‘un “Sil Baştan” kitabında bulmuştum günümüzden 1,5 yıl kadar önce. Bir adam (Jeff) 43 yaşındayken ölüp tekrar 18 yaşındaki haline geri döner ve yaşadığı hayatı tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalır. Her 43 yaşına geldiğinde(ne yapmış olursa olsun) ölmekte ve 18 yaşındaki hali ile uyanmaktadır. O zamanlarda kaldığı üniversite yurdunda uyanır her seferinde. Hem de en büyük lanet ile. Bir önceki yaşamda oluşan her anı onunladır. Eğlencelik/derin anlamları olmayan/okuyanın hayatına bir şey katma niyeti ile yazılmamış/bunu vermek gibi bir amacı olmayan bir kitap. Çerezlik işte! Ama öyle böyle bir çerez değil, “what-if” senaryolarında olabilecek en ters hikayeyi önünüze koyan hikayelerden. Kendi yaşamınızı düşündüğünüzde, söyleyeceğiniz/dile getirebileceğiniz “keşke”ler, “ah be”ler, “ya aslında şöyle olsaydı”lar ile geçen pişmanlıklar silsilesi işte.

Bugün bu bahsettiğim kitap aklıma düştü sebepli/sebepsiz yere. Dönüp dolaşıp aynı hayatı tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalmak, bir şeyler için çaba gösterdiğini sanıp sonuçta yine kendi yaptıklarından dolayı aynı kötü noktaya çıkmak, kendi içinde tekrarlayan şovlara “bu sefer” zaman belirteci ile “farklı olacağı” ümidi ile başlamak ve önünde sonunda yine ve tekrar aynı noktada bulunmak insanın canını yakıyor… “Keşke” de diyorum, “ah be” de diyorum, “olmayaydı” da diyorum, “yapmasaydım” da diyorum. Demek, söylemek, dillendirmek, kendi içinde düşünmek, “düşünseydi anlatmayı umduğum şekilde keşke” demek, “görseydi” demek, ” görebilseydi” diye düşünmek, “gösterebilseydim” demek, sonunda da delirmek… Hep bir “keşke”, hep bir “pişmanlık” işte (Ey okuyan kişi; hayatımın en büyük gururu “hiç pişman olmamak” idi bugüne kadar anlatmaya çalıştıklarımda. Bir de bu gözle bak şimdiki günüme! Hepsi hikaye imiş; laf imiş işte!)

Belki de zamanın artık dolduğunun farkında olmak ve dönüşü olmayan noktayı geçmek ile alakalı ama gün geçtikçe daha çok yakıyor bu duygu insanı. Yine “sanırım” diyeceğim içimdeki skeptik olana uyarak ama, bu sefer canım cidden çok yanıyor. Canım çok yanıyor! Hikayedeki Jeff kadar bilincindeyim herşeyin. Jeff gibi farkındayım. Jeff kadar uyanığım şimdilik. Ama 43 yaşında ölürken yalnız olacağım sanki hikayedeki O’nun aksine. O’nun aksine de! Şimdi yapmadım ve bekledim sanki bu başına gelsin diye. Bu da bende kalan bir başka pişmanlık olsun işte. Yalvaracağım ve tekrar ve tekrar af dileyeceğim kimsem yok artık.

Öldüm! Yarın ya da bir ara tekrar uyanacağım 18 yaşımdaki halime.

Ama ne güzel bir laftı ki o! Hiç hayal etmediğim bir anda gelmişti. Hiç düşünmediğim anda düşmüştü aramıza. Hiçlikten gelmişti. Neredeyse biz artık bir ‘hiç’  olmaya giderken demiştin. ‘Hiç’ iken söylemiştin. Ben yalvaramadım. Bir kenara bıraktım o lafı. Terkettim cümleyi. Keşke sen yapmasaydın. ‘Hiç’ iken başlamıştı, ‘piç’ gibi kaldı artık cümle…

“Biz birbirimize yalvaracağız!”.

“Biz ‘sadece’ birbirimize yalvaracağız”!

Eklemek istedikleriniz?

Top