mirmirik / günlük / ‘75–‘80… (‘Olamadık’ ya da ‘hepsi ilkti’ hikayesi)

‘75–‘80… (‘Olamadık’ ya da ‘hepsi ilkti’ hikayesi)

Posted on

Hiç bir şey de olamadık aslında…

…sonunda!

Öyle ya da böyle!

Hiç de bir şey…

olamamışız ki!

Bir çok şeyde ilki yaşadık biz. Olabildiği kadar fazla “ilk”i gördük. En başta; –hadi meslek ile başlayayım- ilk PC’leri gördük evlerimizde. İlk Commodore / Amiga / PC geçişlerine şahit olduk. İlk kez pizza ile tanıştık yahu! İlk kez “Alamancıların getirdiği çikolataları” bakkallardan alır hale geldik. Serbest ekonomi tanımı ile tanıştık ilk biz. Tanrıya şükürler olsun ki, “çok koruyucu davranan” ailelerimiz sayesinde siyasete hiç bulaştırılmamış “tertemiz ruhlarımız”, okullarını başarı ile bitirdi. Dershane tanımı bizim kuşakta vücut buldu. Öncesinde yoktu “yabancı dil öğrenme mecburiyeti. O 60’lı 70’li yıllardaki gibi çocukca sevgi bile yoktu ki bizde. Çıkar için sevmeyi öğrendik televizyon denilen o lanet kutudan tek kanalı olsa bile. Arkadaş dediklerimiz arasından sıyrılıp da “popüler” olmaktı bizim savaşımız. Evrimimizin ittirdiği şekli ile “birlikte olacağımız karşı cins için kan dökme sevdamız”, okul sıralarına kazılan kalp şekilleri ile söndürüldü(ki o zaten yeterliydi bizim için, bir köpeğin ağaca işeyip de işaretlemesi gibi). Hoş; o kalp şekilleri de Turgut Özal denilen “liberal” sayesinde ithal edilmiş olan zımparalayıcılar ile silindi gitti ya, neyse! Biz ilk kez her çocuğun mükemmel bir on puan hakkettiğini öğrendik Barış Abimiz’den. Birden fazla televizyona geçiş yaşandı bizim dönemimizde. Yabancı sinema filmlerinin ilk çıkış tarihi ile eşzamanlı gösterimlerine şahit olduk bizim dönemimizde. Sinemalarımız(en azından Anadolu’dakiler) çok küçüktü. Geçtim 5.1’i, stereo bulursan şanslıydın ama, o yanık yağ ve tuz kokulu sinema koltuklarında “Moonwalker” izledik ağzımızın suyu akarak. Smooth Criminal giysisi sattı bir sürü köşebaşı girişimi o dönem. Şapkalar aldı arkadaşlar, sonra -bir yıl bile geçmeden- attılar çöpe. Cem abimizin ülkeye dönüşünü gördük ilk defa(neden gitmek zorunda olduğunu çok sonraları idrak ederek). Namus Belası’na mı gitmişti ne? Rock ile tanıştırıldık, punk ile tanıştırıldık, metal ile tanıştırıldık, hard’n’heavy ile tanıştırıldık ve kendimizden geçtik. Terminator filminde “You Could Be Mine” çaldığında, dökülen güller içinden bir silahın çıkması bizi şaşırtmadı.

Biz ilkleri o kadar acı yaşadık ya da sonrasında yaşadığımız yaşamlar o ilkleri o kadar acı hatırlattı ki, bir türlü “olamadık” biz. Oysa tam tersi, tam da olacak nesildik. O kadar da güzel olabilecek nesildik biz. Ama bir türlü olamadık. Hep “ilk”lerimize saplı kaldık durduk. İlkler bize önemli ve vazgeçilmez geldi. Her adımımızda o emekleme sonrasındaki ilk adımımızı hatırladık durduk. Bundan sonraki hayatımızdaki her admıın o “ilk” adım kadar mutluluk vereceğini sandık. Olmadı! Olamadı!

Adımlar sonrasında yürüme egzersizlerinin bir boka yaradığını düşündük. Bunun tamamen hikaye olduğunu da çok sonra öğrendik. İlk gördüğümüz her parkuru(bak sevgili okuyucu; yine bir ilk) son parkurdur bu yolumuzdaki diyerek kucakladık ve koşmaya başladık. Sonra…

Sonra, duvara tosladık!

Burnumuz kanıyordu,

durduk!

Dur!

Eklemek istedikleriniz?

Top