mirmirik / günlük / Hesaplasma 3,793!

Hesaplasma 3,793!

Posted on

        Hep güzel günlerin gelecegine inandirilarak ve bunu da bir yasam felsefesi olarak adlandirarak yasadik ve tükettik yillarimizi. Içinde bulunulan güzelligin kiymetini hiç bilemedik. Birlikte yasanilan sevgileri hep kendi hanemize yazilan arti bir olarak gördük belki de. Sevmeye deger birisinin, çok, hemde çok az bulunabildigini hep görmezden geldik. Karsimizdakini ölesiye sevdigimizi düsündük ta ki onlarin gerçek yüzlerini görünceye kadar. Baglandigimizi ve onlarsiz yapamayacagimiz düsündük ta ki kendi iç yüzümüz ile karsilasincaya kadar. Oysa ‘hayat’ dedikleri çok daha dogal bir yol seçmis ilerlemekteydi. Biz göremedik. Biz kapattik gözlerimizi.

        Gözler kapali sekilde ilerledik kendi bildigimiz yollarda. Herseyi bilen, her seyi yasamis, artik -simdilerdeki `trend` kelime ile- ‘asmis’ birisiydik. Kim durdurabilirdi ki bizi? Kendi kalbimizden, kendi hayalimizden, kendi beynimizden baska kim engel olabilirdi ki önümüzde? Farkedemedik iste. Kendimiz olarak adlandirdigimizin, aslinda kullanilmis ve bir kenara atilmis ‘posa’ oldugunu ancak evde oturup da sarkilarla kadeh tokusturdugumuz ve tek basimiza agladigimiz zamanlarda anlayabildik. Anlamak denilirse tabi buna. Neredeyse her gün ve gece ayri bir ‘sevgili’ bulduk tüketmek için içimizdeki aci ile yanan kalles benligi. Etrafa gülücükler saçip ‘yirtik kisi’ olduk. Dedikoducu ve özel hayata saygilari olmayan kisilerin dillerinde meze olduk. Hersey, herkes tarafindan kolay adlandirilir ve kolay söylenir oldu. En dogal sey olan çiplakliktan bile utanir olduk. Hep cinselligin yasanmadigi o ‘sevgi’yi hatirladik. Ne kadar özel bir sey oldugunu ve simdilerde ne kadar yanlis davranildigini hatirlayip agladik. Gözlerde yas, elde bos kadehlerle evdeki odalar arasinda yolculuk ettik durduk. Yolculuklar sirasinda hep ‘eskilerle’ karsilastik. Eskiler hep selam verip yollarina devam ettiler. Yanlarindan geçip aglamak disinda bir sey yapamadik. Gözyaslari akti hep. Kimseye de anlatamadik.

        Gözyaslari arasinda hep O` nu özledik. Hep O` nu istedik. Dedigini yapabilip de en yakin dostlardan birisi olabilseydi ne kadar farkli olurdu diye düsündük. Ne O yakin dost olabildi, ne de bir fark olusabildi içteki sevgide. Yakin dost dediklerinin her ihtiyaç duydugunda yaninda olacagi, kendi kisisel zorluklarini paylasacaklarini, gene kendi sorunlari yüzünden dost diye adlandirdiklarini yari yolda birakmayacaklarini nasil anlatabilirdik ki? Dogrusunu yapiyor olsa da O, insana aci tadlar veriyordu yaptiklari ya da daha dogrusu yapmadiklari. Ne bir telefona cevap verme, ne bir mesaja karsilik olarak bir seyler karalama… Hiç bir sey. Kaçiyor gibi. Insan ‘dost’ dediginden kaçar mi oysa? Ya ‘dostum’ yerine ‘sktr git, isim olmaz seninle’ denilirdi açikça, ya da… ‘Ya da’ iste.

Eklemek istedikleriniz?

Top